Kimdir?
![]()
1984’te doğmuşum, 1983 yazdırmışlar. Kahramanmaraş’ta doğdum ama orada büyümedim. 3 yaşlarımda İstanbul’a göçtük ve hayatımın sonrası hep burada geçti, burada şekillendi.
Devletin laik okullarına başlamamla ilk travmamı yaşadım. Öğrendiğim her şeyin aslında hiç de öyle olmadığını iddia eden öğretmenler nedense beni, ailemi ve içine doğduğum kültürü hep aşağılıyorlarmış gibi geldi. Tiksindim. Gizlenmeye başladım. Kendi içime sindim. Bir ben çıkarttım benden dışaru…
Hayat okul olmuştu. Okudum okudum ama bana okumamamı telkin ediyordu büyükler. Babam “Abdülhamid girer senin yerine sınava” dedi, lisede bir ağabeyim “çok okuyan kültürlü bir işçi olmak mı istiyorsun?” diye sordu. Aslında o kadar da okumuyordum. İsyan ettim. Okumakla kalmadım düşündüm. Düşünürken de isyâna düştüm.
Okulda hiç mutlu olmadım. Güzel kızları görmekten gayrı bir güzelliği de yoktu. Ama ben güzel kızlara gidemedim. Onlarla konuşamadım. Devlete hangi “ben”i göstereceğimi biliyordum ama güzel kızlar için bir “ben” çıkartamadım. Kadın erkeği yumuşatır derler, ben hep sert kaldım. Bütün tek başına çekilen çilelerden daha da kalınlaşarak ve sertleşerek çıktım. Biraz da yalnızlıktan sebep isyân ettim.
En fazla okul yıllarımda kalınlaştım. İsyân, inat ve nefret birbirine girdi. Yıkılan imparatorluk için kendimi suçlamamı istediler, ses çıkartmadım suçlandım. Genç Cumhuriyetin “Çağdaş medeniyetler” seviyesine çıkmasına mani olduğumu söylediler, kabul ettim. Sonra bu isyânı, inat ve nefreti birbirinden ayırmak icap etti. Yeniden doğmak gerekti. Yeniden doğdum. Allah’a dua ettim, kabul etti; önce öldürdü sonra tekrar can verdi. Âsi oldum.
Bugün hâlâ iki ben vardır bende. Mezhebim Nakşî meşrebim Mevlevî’dir, zira.