
Bu deyimi annem çok kullanır. Bana karşı kullanıldığında bir mağlubiyetin habercisi olduğundan huzurum kaçsa da tabir hoşuma gider. Mağlubun mağlubiyetini tasdikle birlikte altını çizerek inceden de laf dokundurmanın ince bir yoludur.
Ben güneşin zirveyi henüz terk ettiği yıllarda -80’lerin başı- doğdum ve sıcaklığın en hissedilir zamanında büyümeye çalıştım. Yani unsuru olduğum cemiyetle birlikte birçok konuda uzun süreler yola getirilmeye çalışıldım. İşin diğer tarafında ise düzeltilmesi gereken bir takım sorunlara doğumumla birlikte ortak oldum. Milliyetçiliğin kavurucu kısırlığı ve kuraklığını atlattıktan sonra –biraz da alaylı bir tavırla- meseleler daha kolay çözümlenebilir göründü. En azından milliyetçilikten kaynaklanan “bütün sıkıntıları milletimiz çeksin, devletimize zeval gelmesin” fikri yıkıldı.
Kürtlerin bir örgüt vesilesiyle millete kan kusturduğu uzun yılların bana sordurduğu dört mühim soru ufkumu açan kazanımlarımdandır: Kürtler bu isyanlarıyla haksız mıdırlar, devlet bu meselenin neresindedir, Türklere hangi rol biçilmiştir ve meselenin çözümü nasıl olmalıdır. Kürtler tamamıyla haksız değildirler –terörü onayladığımı sanan ahmaklar devamını okumasın yazının-, devlet bu meselenin en çetrefilli yerindedir, Türklere –Kürtlere olduğu gibi- ölmek görevi verilmiş ve mesele en çözümsüz alan olan milliyetçilik düzlemine çekilmiştir.
Kaosu bertaraf etmenin bence kıymetli yollarından biri “kaosun düzen”ini çıkmaza sokarak ona kaosu yaşatmaktır. Böylece düşünürken Kürtlere verilen büyük acıların belki en büyüklerinden biri olan lisan meselesi –kaldı ki aynı devlet Türklerin de lisanlarının içine etmiştir- aklıma takılıyor ve birçok dala ayrılmış diğer başlıkların çözümüne de bu alanda atılacak adımla yaklaşılacağını zannediyordum. Bu zan öyle kuvvetlendi ki ben de oraya odaklandım. Hâlâ soruyorum bu soruyu: Kürt memurlar devletten yabancı dil tazminatı istese nasıl olur? Nasıl olur? Çok güzel olur. Konu neredeyse tamamıyla hukuki zemine oturup kan akmaz ve öyle sanıyorum ki devlet fazla ayak diretemez ve “yola gel”ir. Delilim de var. Belki bilerek belki de dışarından atılan bir akıllı taşıyla Aleviler bu yolu denedi ve amaçlarına elde etmeye sağlam bir adım attılar. Avrupa belki de Amerika destekli bir raporla Alevi’liğin İslam’dan başka bir şey olduğu müstakil bir inanış biçimi olduğu tezi işlendi. Al sana devletin laiklik kaosunu kaosa sokacak bir iddia. Devlete göre iki ucu boklu değnek. Yukarı tükürüp dese ki “evet siz İslam’dan ayrısınız” bıyığa denk gelecek, aşağı tükürüp dese ki “yok siz de İslam’sınız” sakala denk gelecek. İşin güzeli iki şıkta da Aleviler kazançlı çıkacak. İşte tıpkı böylece Kürtler’in dil tazminatı almasıyla okullarda bu lisan yabancı dil kontenjanından okutulacak ve Kürtler ana-para kazanacaklar, aksi halde ise Kürtçe anadillerden biri olma hüviyetini kazanacak. Aleviler devletin belki en yumuşak karnı olan “azınlık” sayılıp sayılmama noktasına yumruk attı. Kürtler’den de böyle akıl dolu bir hareket beklerdim ve hâlâ bekliyorum.
Bütün yok sayılanlara ve hakkı sistematik olarak gasp edilenlere tavsiyem; kaosun, düzenin tekerine çomak soktuğu gibi onlar da hukuki yoldan kaosun tekerine çomak soksun. Bozuk sistemin kendi çelişkisini göz önüne sermek çapraşıklığı ortadan kaldıracaktır. Devletin “yola gel”mesi asıl murat olan üzüme kavuşmayı sağlayacağı gibi bağcıyı hafif sarsarak atmosfer yeniden bina edilirken mağdurların intikam ateşini de söndürür.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.