Wordpress Themes
Oca 25

cocukkafaMeselenin Dışındakilere

İsrail Filistin meselesinde Filistin’e Müslüman olduğu için [her iki tarafın da] sahip çıkanların, kendilerine Filistin’i değil de İsrail’i muhatap almalarının ne kadar anlamsız hatta anlamsızlıktan öte ikiyüzlülüğün ve aşağılığın ifadesi olduğu hakkındadır bu bölüm.

Bu meselede İsrail’e “vuruyorsun ama yavaş” demek izlediği boks maçının erken bitmesinden korkan seyirci refleksinden farksızdır. Aynı ağırlık noktasından beslenen bir başka husus da Filistin’deki adama hiçbir zaman eleştiri getirmeden gıda, giyecek ve sair türde karşılıksız yardım göndermek ve oradakilerin dünyanın kendilerini beslemeleri gerektiğine inanmalarını da hoş görmektir. Maç tez bitmemeli, döven yavaş dövmeli, ölen yavaş ölmeli… Ki yarın anlatıldığında sayılar [ölen, kalan, zaman] kabarık olmalı. Var olmak taraf olmayı gerektirir. Müslümanlar ya maddeten yoklar ya da Müslüman olarak var olamıyorlar. Bacılarına tecavüz eden adamla küsemiyorlar bile. Yolda selam verdiğinde o ırz düşmanı zalim o selamı almak mecburiyetini öyle derin hissediyorlar ki “ah ele güne rezil olmak olmasa işin ucunda ya da sen o işi yapmamış olsaydın ben ayağına paspas olurdum” demeyi de ihmal etmiyorlar. Bilmem hangi fikri bozuğun icat ettiği objektiflik-nesnellik-tarafsızlığa öyle sıkı bir iman ile bağlanmış ki bugün kendine Müslüman diyenler Allahlarına sövüldüğünde bile lûtfen ses çıkartıyor, dillerinin ucuyla kınıyor, maaile pikniğe gitmek yerine Allah rızası için yürüyüşe çıkıyorlar. Öyleyse nedendir böyle olması? Nedendir dinlerinin elifbâsı adalet olanların suçluyu aramamaları? Bu pör sümüşlük sadece –beni çok meşgul eden- tembellik-konformistlik ile mi açıklanabilecek? Acaba öte taraftan işaret ettiğim “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cılık da Müslüman’ı İslâm’dan uzaklaştıran bir etken değil midir? 60 senelik savaşta haklı haksız aramak elbette çok da makul değil ancak bu iki halkı, bu iki dînin taraflarını, bu iki milleti beraber yaşatmak için neden bunca senedir adam akıllı bir çözüm yolu aranmaz. Neden kavga bitirilmez? Neden savaşanlardan birine dinî diğerine maddî destek verilir? Hiç utanılmaz mı? Neden sadece oradakiler öldüklerinde hatırlanır? Unutmamalı ki aslında kimse Emrah’ın annesine üzülmemektedir. O orospu olacak, müşterilerini eğlendirecek filmi izleyenleri de ağlatacaktır. Bu onun görevidir. Kimse kendisinin veya yakınının kötü yola düşmesini istemez ama kendisi için kötü yola düşmüşleri ister. Onunla, erkekse eğlenir kadınsa ağlaşır. Ne beğenenler nikâhına alır ne de üzülenler el uzatır. Ağlayanlar ağlasın eğlenenler eğlensin diye o hep öyle kalır. Ondan sonra da onun adı “fahişe” olur. Eğer bugün Müslüman celadet sahibi demek olsa, Allah’tan başkasından korkmayan demek olsa bugün hiç olmazsa İsrail’i muhatap almazdı. O aşifteliğe düşmezdi. Hiçbir şey yapamasa küserdi. Allah’a gönülden dua edebilse mesela Müslüman o duanın kabulüne topluca inansa yani öyle dik dururdu ki kızını döven damadına “bâri yüzüne vurma evlâdım” diye mihnet eden kaynata konumuna düşmezdi. İşte Filistin meselesinin Müslümanlar tarafından algılanışı böyledir.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.